SEYYAH
Giriş Tarihi : 25-03-2021 16:59   Güncelleme : 25-03-2021 17:03

Balkanların kalbinde: Bosna rotası

Savaşın travmasından kurtulan Bosna Hersek, Balkanların özünü yansıtan yepyeni bir şehre dönüşürken yeniden turizm sahnesine çıkıyor. Barışın başkenti Saraybosna’dan Osmanlı köyü Pöçitel’e unutulmaz bir yolcuk...

Balkanların kalbinde: Bosna rotası

-SEYYAH DERGİSİ MART 2021-

İstanbul’dan bir saatlik 50 dakikalık rahat bir yolculukla ulaştığımız Sarajevo Uluslararası Havalimanı’nda indikten sonra otomobil kiralayıp yola çıkmamız zor olmuyor. Havalimanından şehir merkezine uzanan 12 kilometrelik yol, sanki bir sayfiyeye gidecekmiş duygusu uyandırıyor insanda... Yeşil tepelerin ve irili ufaklı mahallelerin arasından kıvrılarak ulaştığımız Sarabosna, ülkenin başkenti ve en büyük şehri. Yakın zaman önce insanlık tarihinin gördüğü en büyük savaş trajedilerden birini yaşayan kent, acılarından gerekli dersleri çıkarıp mutlu olmaya kararlı. Yeni bir geleceğe uzanırken de doğal ve kültürel zenginlerini dünyaya daha fazla tanıtmayı hedefliyor. Yolumuzun üzerindeki Tünel Müzesi levhası bize önemli bir detayı hatırlatıyor. 1992’de başlayıp yaklaşık dört yıl süren işgal günlerinde Saraybosna’nın dünya ile tek bağlantısı, havaalanından şehre uzanan bir kilometre uzunluğundaki bu tünel olmuş. Bu daracık geçitten Türkiye başta olmak üzere çeşitli ülkelerden Saraybosna’ya yardımlar ulaştırılmış, doğumlar ve düğünler burada yapılmış. Tam üç milyon kişi bu tünel sayesinde hayatta kalmış. Yapımına savaşın ikinci yılında başlanan tünel, günümüzde bir savaş müzesi olarak kullanılıyor. 

AVRUPA’NIN KUDÜS'Ü
Saraybosna her şeyden önce kozmopolit bir şehir. Beş milyon nüfuslu başkentte Boşnakçanın yanı sıra, Türkçe, Sırpça ve Hırvatça konuşuluyor. Başkent, bir yandan modern bir şehir olarak gelişirken, tarihi köklerini de koruyor. Şehrin tarihi bölümünde Osmanlı stilinde küçük dükkânlar, cumbalı evler, bereketli çarşılar, zarif kamu binaları ve ağaçlıklı yollar dikkat çekiyor. Yol üzerinde ve paralel sokaklarda Gazi Hüsrev Bey Camisi, Roma Katolik Katedrali, Sırp Ortodoks Kiliseleri ile Eski Yahudi Mabedi yakın aralıklarla sıralanıyor. Tüm bu yapılar Saraybosna’nın savaş yıllarında kaybolduğu söylenen birlikte yaşama kültürünün varlığını kanıtlıyor. Dahası Saraybosna çok özel bir coğrafyada yer alıyor. Söylenenlere bakılırsa tarih boyu şehre tam 99 su kaynağı hayat vermiş. Buranın havası, suyu, taşı, toprağı, insanı hatta ağaçları bile güzel… Çünkü şehri yemyeşil tepeler çevreliyor ve kente hayat veren Neretva Nehri, manzaraya apayrı bir güzellik katıyor. Saraybosna yaşadığı acı dolu günlere rağmen güzelliğini sürdürmeye devam ediyor. Osmanlıların beş asır boyunca idare ettiği bu topraklar, 1877 tarihinde Ruslarla yapılan savaş ile Türklerin elinden kayıp gitmiş. Boşnaklar, hoşgörü ile gönüllerini kazanan Osmanlı'nın ayrılmasına çok üzülmüş ve o günden bu yana geleneklerine sıkı sıkıya bağlanmış. Mesela ezanlar ses kaydıyla değil, canlı sesle okunuyor. 1531 yılında inşa edilen Gazi Hüsrev Bey Camii'nde her gün imamlar tarafından hatim indirilmesine Osmanlı'dan bu yana aralıksız devam ediliyor. Her şeye rağmen Müslüman, Ortodoks, Katolik ve Musevi cemaatlerinin birlikte ve huzur içinde yaşadığı bir şehir kimliğini koruyan Saraybosna, Avrupa'nın Kudüs'üne benzetiliyor. 

ESKİ ÇARŞIDA
Başkentte görülmeye değer yerlerin başında Latin Köprüsü geliyor. Burası, Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasına neden olan Franz Ferdinand’ın vurulma olayının gerçekleştiği yer. İkinci gezi durağımız, “Başçarşiya” denilen Eski Çarşı. Anadolu’da bir çarşıya geldiğinizi hissettiren bölgenin simgesi, Şadırvan. Gün boyu şadırvanın üzerini ve çevresini mesken edinen güvercinler, bize İstanbul’da, Eminönü Meydanı'nda olduğunuzu hissettiriyor. Buradaki çeşmelerden çok lezzetli bir dağ suyu akıyor. Rivayetlere bakılırsa buradan su içenler, Saraybosna’ya tekrar gelirmiş. Zanaatkârların geçmişte olduğu gibi bugünde mesleklerini sürdürdüğü çarşının çevresi, kiremit çatılı Türk evleriyle dolu. Çarşıdaki sokak isimleri bile geçmişe dair çok şey anlatıyor: Saraçlar, çizmeciler, kuyumcular... Sultan İkinci Abdülhamid'in inşa ettirdiği Saat Kulesi dimdik ayakta. Hâlâ Avrupa'da olduğunu düşünenleri şaşırtan ezan sesine çarşıda rahatça kulak verebiliyorsunuz. Civardaki dükkânlarda bakır işleri dikkat çekiyor. Tepsiler, cezveler ve dekoratif eşyalar yeni sahiplerini bekliyor. Eski Çarşı’da Boşnak böreği yemeniniz tavsiye ediyoruz. Burada böreğe “bürek” diyorlar ama siparişi Türkçe söyleseniz bile rahatlıkla anlıyorlar. Kıymalı, patatesli, peynirli ve ıspanaklı çeşitleri bulunan bürekler, tercihinize göre üzerine yoğurt dökülerek de servis edilebiliyor. Börekle aranız yoksa köfteciler sizi bekliyor. 

TRAMVAY TURU
Saraybosna'da görülmeye değer yerlerden biri de Markale Pazarı. 1995 yılı yazında bombalanan pazar yeri, bardağı taşıran son damla olmuş ve başlatılan NATO müdahalesiyle işgal durdurulmuş. Ayrıca başkenti nostaljik tramvayla keşfetmek unutulmaz bir deneyim vadediyor. 1870'lerin ortasında açılan demiryolu sistemi, Doğu Avrupa'nın en eskilerinden biri. O yıllarda kullanılan tramvay, atla çekilirmiş. Biz de otomobilimizi park edip Eski Çarşı civarında tramvaya binerek Viyana diye anılan mahallelere uzanıyoruz. Yolculuk boyunca Avusturya - Macaristan İmparatorluğu'ndan kalan yapıların Osmanlı mimarisiyle iç içe geçtiğine tanık oluyoruz. Ayrıca tarihi şehir merkezindeki Strosmayerova ve Bazardzani'de bulunan kalabalık kahvehanelerde sohbet ettiğiniz insanlarla hayatınızın sonuna kadar dost kalabilirsiniz. Ertesi sabah erkenden kalkıp keyifli bir kahvaltı ile güne başlıyoruz. Saraybosna’dan Mostar’a 130 kilometrelik yolumuz var. Yaklaşık iki saat süren bu yolculuğun seyir keyfi yüksek. Artık Mostar’dayız. 

KÖPRÜNÜN BELLEĞİ
Yeryüzünde köprülerinin güzelliğiyle ünlü çok sayıda şehir bulabilirsiniz. Ancak Mostar kadar köprüsüyle özdeşmiş çok az yere rastlarsınız. Adını bile köprü (most) kelimesinden alan kentteki Eski Köprü, sadece Mostar’ın değil Bosna Hersek’in simgesi gibi… Kuşaklar boyunca anılara, aşklara, hasrete ve savaşlara tanıklık eden bu köprü, sadece Mostar’ın iki yakasını buluşturmakla kalmıyor. Tabiri caizse Doğu’yu Batı’ya, Osmanlı’yı Avrupa’ya taşıyor. Mostar’da köprünün altında nazlı nazlı süzülen Neretva Nehri, her zamanki gibi zümrüt yeşili akıyor. Köprüyü fon alarak bol bol fotoğraf çekiyoruz. Burada hayat bu köprünün çevresinde geçiyor. Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle Mimar Sinan’ın öğrencisi Hayreddin tarafından inşa ettirilen Mostar Köprüsü, tıpkı Saraybosna gibi küllerinden doğmuş. 1993 yılı sonbaharında top atışı sonucu yıkılan köprü, Türkiye’nin desteğiyle yeniden inşa edilmiş. Köprünün düşen parçaları Macar dalgıçların desteğiyle nehirden çıkarılıp yenisinin inşasında tekrar kullanılmış. 24 metre yüksekliğindeki köprü, 2004’te yeniden açıldıktan bir yıl sonra UNESCO Dünya Mirası kabul edilmiş. Köprünün açışına İngiltere Prensi Charles’in yanı sıra, Türkiye’den ve dünyadan pek çok devlet adamı katılmış. 30 metre uzunluğundaki köprüde sizi oyalayabilecek pek çok etkinlik var. Köprüden aşağı atlayarak sevgililerine cesaretlerini kanıtlayan gençleri izlemek ya da köprünün basamakları üzerinde poz vermek bunlardan birkaçı... Şehri gezmeye Eski Köprü’nün karşı kıyısında başlayan Eski Çarşı’dan başlıyoruz. Bu bölgede hediyelik eşya dükkânlarının sayısı da artıyor. 

OSMANLI KÖYÜNDE
Mostar’ın güzellikleriyle büyülendikten sonra yakın çevredeki Osmanlı izlerini keşfetmeye karar veriyoruz. Adriyatik Denizi’ne doğru uzayıp giden yılankavi yol, her virajda büyüleyici manzaralar çıkarıyor karşımıza. Hersek-Neretva Kantonu’nda, Mostar havzasının güneydoğusundaki Blagaj kasabası yolumuzun hemen üzerinde. Mostar’ın merkezine 20 kilometre uzaklıktaki bu tarihi yerleşim, doğal güzellikleri ve Osmanlı’dan miras Blagay (Blagaj) Tekkesi’yle ünlü. Burada bir fotoğraf molası verdikten sonra yolumuz, ülkenin güneyine doğru devam ediyor. Bu kez istikametimiz, ormanlık bir vadiye bakan yamaç üzerindeki Poçitel (Počitelj) köyü. Önce bir kahve molası vermek iyi fikir. Kulpsuz fincanlarda servis edilen Türk kahvesinin yanında lokum ve su getiriliyor. Kahve keyfinden sonra köyün sokaklarını arşınlıyoruz. Köyün camisine uzanan merdivenlerin taş basamaklarında hediyelik eşya satan kadınlarla tanışıyoruz. El örgüleri ve zarif kolyeler ilgimizi çekiyor. Civarda incir başta olmak üzere bol miktarda meyve ağacı var. Köyün ahalisi genellikle yaşlılardan oluşuyor. Köyün sakinleri savaşın acılarını unutmaya çalışıyor. “Burası huzur köyüydü, gençler önce savaşa sonra çalışmaya gitti. Şimdi burası sakin kaldı” diyorlar. Potiçel köylüleri son yıllarda bölgede turizmin gelişmesinden memnun. “Türkiye’den gelen çok, hiç yalnız kalmıyoruz” diye ekliyorlar. Ayrılırken bu güzel Balkan köyünü çok özleyeceğimizi hissediyoruz.