RÖPORTAJ
Giriş Tarihi : 22-03-2021 16:56   Güncelleme : 22-03-2021 16:56

Mario Levi ile dünden bugüne İstanbul

Eski İstanbul’dan hikâyeler anlattığı kitaplarıyla geniş bir hayran kitlesi edinen yazar Mario Levi, yazarlık hayatını, İstanbul'a olan sevgisini ve şehrin trafiğinin geçmiş yıllarını anlattı.

Mario Levi ile dünden bugüne İstanbul

-SEYYAH DERGİSİ MART 2021-

Mario Levi, “Yazarın Dilinden” isimli sevilen radyo programı müzik dünyasının duayenlerinden Zeki Müren’in yıllar önce sunduğu programa benzetti. Levi, “Çocukluğumdan hatırlıyorum. Eskiden Zeki Müren, böyle bir program yapardı ve şöyle derdi: “Sevgili şoför arkadaşlarım! Gözünüz yolda kulağınız bende olsun.” 

“O Pazartesi” adlı kitap serisini ne zaman yazmaya başladınız?
“Aslında uzun soluklu bir projenin üçüncü kitabı, ‘O Pazartesi - Eminönü’. 2,5 – 3 yıl kadar önce bir projeye başladım. O da şuydu: İstanbul’un yedi farklı semtinde ve yedi farklı gününde geçen yedi roman yazmak. Beş yıl süresince Kaset-i Kadıköy’de yazdığım yazılardır. Onlardan derleyip toparlayarak onları birer hikâyeye çevirdim. Sonra o hikâyeyi birbirine bağladım ve neticede bu romanlar çıkmaya başladı. Dolayısıyla bu romanın derlenip toparlanması, belki 6-7 ay sürdü. Fakat onun öncesinde tabii belki 1 – 1,5 yıllık bir süreç aldı.  Bu dizinin ilk kitabı, “Kadıköy” oldu, çünkü ben bir Kadıköylüyüm. Yani Ahmet Aşık’ın dediği gibi, ‘İstanbulluluk var, bir de Kadıköylülük var.’ İkinci kitap “Şişli, Osmanbey, Feriköy, Kurtuluş” tarafları oldu ve o da artık yayınlandı. Şimdi de Eminönü, çünkü orayla da gönül bağım var. Gerek babamın, amcamın ve dedemin gerekse birçok tanıdığımın zamanında iş yerleri Eminönü’ndeydi. Bahçekapı, Sultanhamam, Sirkeci çevrelerindeydi. Dolayısıyla orada birçok insan tanıyorum. Birçok insan hikâyesi devşirdim. Onları bu romanda bir araya getirdim.”

İstanbul dışında Türkiye’de nereleri anlatmak isterdiniz?
“Eğer ömrüm İstanbul’un bu yedi semtini yazmaya müsaade ederse tabii ki ben Türkiye’nin başka çok sevdiğim köşelerini, şehirlerini de yazmak isterim. Bunların başında İstanbul’un dışında İzmir gelir, onu rahatlıkla söyleyebilirim. Anlatmak istediğim diğer şehirlerse Mardin, Hatay, Bursa ve Adana’dır. Bu şehirleri anlatmayı çok isterim gerçekten.” 

Kitaplarınızda yer verdiğiniz fotoğraflarla tarihe not düştüğünüzü söyleyebilir miyiz?  “Bu romanlarda aynı zamanda benim çektiğim siyah beyaz fotoğraflar var. Bir fotoğraf sanatçısı iddiası taşımıyorum, ama fotoğraf çekmeyi seviyorum. Bazı fotoğraf sanatçısı arkadaşlarım yüreklendirici yorumlar yapıyorlar. Eksik olmasınlar, ancak amacım aynı zamanda bu tanıklığı ortaya koymak. Mesela Eminönü’nde son çektiğim fotoğraflar… Bu kitabın yayınlanmasından 1-2 ay kadar önceydi, ilginç bir görüntü var ortada... Tahtakale’yi, Mısır Çarşısı'nı, Eminönü Çarşısı'nı çektim. İnsanların çoğu maskeliydi, çünkü pandemi dönemine denk geldim. Kendime diyorum ki eğer bu kitap hâlâ okunur olursa -belki 2080 senesinde diyelim- bakacaklar ve diyecekler ki 2020 – 2021’de böyle bir olay yaşandı.” 

İstanbul’da bolca gözlem yapıyorsunuz. İnsanlar en çok nelerden şikâyet ediyor?
“Eskiden de İstanbul’da yollar çok kalabalık diye kızılırdı. Bu hiçbir zaman değişmedi, benim çocukluğumdan beri böyle. Benim çocukluğumda olmayan bir şey vardı ki benim de en çok kızdığım şey, artık çok gördüğümüz makas atmak olayı. Sadece kendilerini, kendi canlarını, mallarını tehlikeye attığı için değil. Başkalarının canlarını, mallarını tehlikeye attıkları için ama sadece onun için de değil. Bunu yaparak kendilerini zeki ve akıllı zannettikleri için kızıyorum.”

Araştırmalarınıza eski İstanbul’un ulaşımı ile ilgili kayda alınmış notlara rastladınız mı?
“1500'lü yıllardan ulaşıma dair notlar yok, ama o günleri yaşamış insanlar tarafından aktarılmış bilgiler var. Mesela 1904 doğumlu dedem bana şunları söyledi: ‘1900’lü yıllarda bizim çocukluğumuzda İstanbul’da araba ve motorlu taşıt sayılıydı. Bir yoldan bir araba geçtiğinde herkes bakardı. İstanbul’da çok yürünürdü, sürekli arabaya binmek söz konusu değildi. Bir kişi rahatlıkla Beyazıt meydanından çıkıp Divan Yolu, Çemberlitaş ve Sultanahmet sonra yokuştan aşağı inerek Sirkeci, Eminönü, Karaköy, Galata Köprüsü’nden geçip Şişhane, Beyoğlu’na kadar yürüyebilirdi.”