TURİZM
Giriş Tarihi : 29-12-2020 17:02   Güncelleme : 29-12-2020 17:02

Bir Doğu Masalı: Mardin

İlmek ilmek örülmüş göz kamaştırıcı detaylarla dolu asırlık evleriyle geçmişin ihtişamını günümüze taşıyan Mardin’de sokakların huzur dolu sesi kulaklarımıza eski zaman hikâyeleri fısıldıyor.

Bir Doğu Masalı: Mardin

-SEYYAH DERGİSİ ARALIK 2020-

Mardin, tarihin en köklü uygarlıklarını koynunda büyütmüş, kültürler kavşağı Anadolu’nun en görkemli parçalarından biri. Pek çok medeniyete tanıklık etmiş bu kadim şehri keşfetmenin en iyi yolu, yürümek. Şehri tanıdıkça görüyoruz ki Mardin’de olmak, çok kültürlü ve çok renkli bir yerde soluk alıp vermek demek. Prenseslere layık ışıltılı bir gerdanlığa benzetilen Mardin'de görülmeye değer yer çok. Şehrin merkezinde boylu boyunca uzanan ana caddeden yukarı doğru tırmandığınız anda, Mardin'in güzelliği sizi de etkilemeye başlayacak. Rüzgârlı terasların altından geçerek sokakları birbirine bağlayan abbara isimli küçük tünellerde güvende; eski bir evin terasına konuk olduğunuzda alabildiğine ferah ve engin hissedeceksiniz. Tıpkı şehrin çocukları gibi...

KÜLTÜRLER KAVŞAĞI 
Mardin, Diyarbakır Havzası’nın hemen kıyısında dev bir yüzük taşını andıran kalenin etrafında, usta bir el tarafından yapılmış göz alıcı bir süsleme gibi duruyor. Mardin'de hemen her köşe başı yeni bir fotoğraf karesine ya da yeni bir sürprize açılıyor. Taş konakların işlemeli pencerelerinden Mardin Ovası’nın sonsuzluğunu izleyen kadınlar, mederese ya da kilise önlerinde nazar boncukları satan çocuklar, gümüş işleme atölyelerinde çalışan zanaatkârlar... Yanınızda rehber kitaplar olsa bile çocuklar size her an rehberlik etmeye hazır. Kasımiye Medresesi'nin dillere destan güzelliğiyle tanıştığınızda şehrin tam kalbindesiniz demektir. Ulu Cami ve Mardin Müzesi biraz daha ileride. Mardin Kalesi ise tam tepede. Kırklar Kilisesi ve Revaklı Çarşı derken işte karşınızda bütün Mardin evlerinin az çok aynı açıyla yüzünü döndüğü manzara: Yukarı Mezopotamya Ovası’nın baş döndürücü bozluğu… Ovanın kıpırtısızlığına karşı, binlerce yılın birikimiyle vakur bir başı andıran dev bir kültür kenti. Bu boz denize dalıp gitmek isteyenler için en ideal mekânlardan biri kalenin eteklerindeki Zinciriye Medresesi’nin çevresi. Deyrulzaferan Manastırı'nı görmek içinse şehrin biraz dışına çıkmalısınız. 

DOĞUNUN BEREKETİ
Mardin'de taşın şiirine kulak verirken yolumuz ana yolun güneyinde genişçe bir alana yayılan çarşı bölgesine düşüyor. Burada sadece birbirinden güzel ipek dokumalara değil, her çeşit işlemeli ve işlemesiz kumaşa, Ortadoğu’dan getirilmiş şallara, Hint işi batiklere, renk renk puşilere, hemen her zevke göre bir şeylere rastlamak mümkün. Turistlerin dev bir panayır alanına bakar gibi meraklı gözlerle incelediği çarşı bölgesi, Mardin’in bir zamanlar sahip olduğu ticari canlılığın izlerini hâlâ taşıyor. Değişik zanaat gruplarına göre ayrılan sokaklarda gezinirken, Arapça'nın kadife gibi yumuşak, ama derin ve vurgulu bir lehçesinin konuşulduğunu duyacaksınız. Kentin ana caddesi de geleneksel ve modern dükkânların bir arada bulunduğu bir çeşit çarşıya dönüşmüş. Çocukluk anılarımızın cazibesine kapılıp ana yol üzerinde fazlasıyla dikkat çeken stüdyoların vitrinlerindeki Mardin hatırası fotoğraflarına yöneliyoruz. Çoğunluğu gece çekilmiş, ışıklar içindeki kent fotoğraflarının süslediği stüdyo vitrinleri, insana adeta Mardin fotoğrafları sergisi keyfi yaşatıyor. Çekiçlerin ritmik melodisinin peşinden giderek köşebaşını döndüğümüz anda kendimizi Bakırcılar Çarşısı’nda buluyoruz. Bakırın, ustaların elinde bakraçlara, tepsilere, cezvelere dönüşmesine; ince ince desenlerle bezenmesine tanık oluyoruz. Gün boyu ustalık yüklü havayı soluyarak ter döken kalaycılar da bakırcılarla yan yana. Tahta kepenkli bu geleneksel dükkânlar asırlardır olduğu gibi yine zamana direnmeyi sürdürüyor.

HUZUR KAPISI
Hep söylenegelir, tarih ve felsefe sohbetlerinde sık geçen bir söz vardır ya doğunun bilgeliği diye. İşte bu taşları tarih kokan mabetlerdedir insanı kucaklayan o bilgelik. Buralarda sözcüklerle anlatılması pek de mümkün olmayan, garip bir huzur, bir dinginlik kaplar içinizi. Gerçekten de Mardin mimarisinin en temel unsuru olan yöreye özgü bu taş, huzurlu atmosferin de önemli bir nedeni olsa gerek. Neyse biz, Mardin sokaklarında gezmeye devam edelim. Sırada çok eski bir ziyaret adresi var: Süryani Ortodoks Kilisesi, dünyanın en eski patrikliğine sahip kiliselerden. Süryani kilisesinin köklerinin Aziz Petrus tarafından MS 37 yılında Antakya’da kurulduğuna inanılıyor. Süryaniler, aynı zamanda, kitle halinde Hristiyanlığı benimseyen ilk insanlar. Süryaniler, köklerinin Nuh Peygamber’in oğlu Sam’ın Asur ve Aram adlı çocuklarına dayandırır. Doğu'nun bu kadim topluluğu, semitik bir dil olan Süryaniceyi günümüzde çoğunlukla ibadetlerde kullanmaktalar. Günlük konuşmalarda genellikle Türkçe ve Arapça tercih ediliyor. Tüm semitik dil alfabeleri gibi Süryanicede sağdan sola doğru yazılır. İlk bakışta erken dönem Arap alfabesiyle figüratif açıdan oldukça benzeştiği görülen Süryani alfabesi aslında Arap alfabesinin evrildiği kaynaktır. 

BAL RENGİ MANASTIRI
Arapçada deyr sözcüğü manastır, zaferan ise safran demek. Mardin kent merkezine en yakın manastır burası: İnsanın içini ısıtan sapsarı taşlarıyla Safran Manastırı. Ama bu ismin taşlarının rengiyle pek ilgisi yok. Öyküsü başka... MS 394 yılında inşa edilen Deyr uz Zaferan, yine miladi 1160 yılında Süryani Ortodoks Kilisesi’nin en önemli odağı, yani patrikliğin merkezi olur. 1932 yılına kadar da kesintisiz sürdürür bu ayrıcalığını. Patriklik, 1932 yılında Antakya’ya ve daha sonra oradan da Suriye’ye, Şam’a taşınır. İsmin öyküsünü unuttuğumu sanmayın: Eski zamanlarda insanlardan uzak, uzlete çekilen Süryani din adamları manastırın çevresinde safran yetiştirip, satarlarmış. Kimseye yük olmadan, ihtiyaçlarını karşılayıp, karınlarını doyurabilmek, geceleri ışığında kitap okudukları kandillerine zeytinyağı alabilmek için... 

DEYR'UL UMUR’DAN MOR GABRİEL’E
Mardin’inden 60 km doğuda bir uç, Midyat. Gümüşün en asil hali telkâri ve telkârinin de seçkin örneklerinin üretildiği bir açık hava sanat merkezi burası. Gerçi son dönemlerde birbiri ardına çekilen dizilerin de platosu olarak popüler oldu. Ama emin olun, Midyat bundan çok daha fazlası ve ötesi! Tur Abdin’in en önemli manastırlarından birisi de Deyr ul Umur ya da diğer adıyla Mor Gabriel Manastırı. Midyat - Cizre yolu üzerinde, tam Midyat ile Şırnak, İdil ilçesi ortasında. Tertemiz, bakımlı ve etrafı yüksek duvarlarla çevrili Deyr ul Umur’un. MS 397’de inşa edilen eski manastırın etrafına zaman içinde yapılan çeşitli eklentilerle oldukça büyük bir yapılar bütünü meydana gelmiş. Deyr ul Umur, inşa edildiği tarihten günümüze kadar kesintisiz olarak manastır olma işlevini sürdürmüş. Bu yönüyle en eski Süryani manastırı denilebilir burası için... 

MARDİN SOFRASI
Orta Çağ'ın zerafetini günümüze taşıyan tarihi Mardin evleri, görkemli siluetini taş ustalarına borçlu. Cercis Murat Konağı, Erdoba Evleri ile günümüzde Gazipaşa İlköğretim Okulu olarak kullanılan Cebburilerin Evi’ni ziyaret ettiyseniz eğer, Munganlar, Ensariler ve Tatlıdedeler gibi Mardin’in köklü ailelerine ait zarif konaklara yolunuzu düşürmelisiniz. Hatta kapısını çaldığınızda rahatça bir Mardin evine konuk olabilirsiniz. İşlemeli ağır mobilyalar, camlı gömme dolaplar, avizeler, mangallar ve dev aynalarla süslü Mardin evlerinde bir Halil İbrahim Sofrası kurarlarsa da size sakın şaşırmayın! Kapalı bir tür lahmacun olan sembusek, haşlanmış içli köfte, kaburga dolması, cevizli sucuk, sumak şerbeti, zerde ve badem şekerini eksik etmeyen Mardinlilerin sofrası, Doğu’nun mistik tatlarının bir resmi geçidi sanki. Unutulmaz bir ziyafetten sonra yine Mardin sokaklarındayız. İç içe geçmiş çarşılardan geçerek kapıları, tokmakları ve oymalı pencereleriyle kentin ilmek ilmek dokunmuş tarihi dokusuyla tanışıyoruz. Marangozlar Çarşısı’ndaki atölyelerin arasında, giriş kapısı zar zor fark edilen bir esnaf kahvesinde mola vermek iyi fikir. Sabah saatlerinde taş duvarları safran sarısı bir ışıkla yıkanan mekânın içinde, tahta masa ve sandalyelerde oturan müdavimler tatlı bir sohbette. Mırralarımız güm güm adı verilen geleneksel cezvelerden minicik fincanlara dolarken, gözlerimiz teraslarda uçurulan paçalı güvercinlere dalıyor. Hızla yere doğru dalışa geçen sonra da taklalar atarak minare boyu yükselen barışın simgesi güvercinler, masmavi göğe karışırken güneş uçsuz bucaksız Mardin Ovası’nı mora boyuyor… Pastoral tabloları aratmayan bu eşsiz manzara ile Mardin'e veda ediyoruz.