GASTRO
Giriş Tarihi : 14-12-2020 17:03   Güncelleme : 14-12-2020 17:03

Mutfak kapısından Tarsus

Efsanevi Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın gözdesi Tarsus, turizmde vitrine çıkıyor. Nasıl mı? Muhteşem lezzetleri, doğası, tarihi ve kültürel zenginlikleriyle…

Mutfak kapısından Tarsus

-SEYYAH DERGİSİ ARALIK 2020-

Söylencelerin gerçeğe dönüştüğü, üç büyük dinin kutsal kabul ettiği mekânlara beşiklik eden Tarsus, Türkiye’de turizmin vitrine çıkmaya hazırlanıyor. Bir Tarsus sevdalısının başlattığı ve “Tarsus Benim, Tarsus Hepimizin” sloganıyla yola çıkan gönüllüler, kentlerini yurt içinin yanı sıra, yurt dışında da tanıtmak için atağa geçti.

TANITIM ATAĞI
Tarsus’un turizm potansiyeli taşıyan değerlerini dünyaya açma girişiminin ilk etkinliği olarak Tarsus Belediyesi’nin desteğiyle kapsamlı bir tanıtım gezisi düzenlendi. Kente davet edilen TÜRSAB üyesi acenteler, TUYED yönetimi, basın mensupları ve yemek yazarı bloggerlara Tarsus’un tarihi ve kültürel mekânları gezdirilip, kentin lezzetleri tattırıldı. Ayrıca Çanakkale Savaşı’nın kazanılmasında önemli rol üstlenen, son anda satın alınarak jilet olmaktan kurtarılarak sergilenen Nusret Mayın gemisi de ziyaret edildi. Tarsus’u tanıtım etkinliği kapsamında Tarsus Amerikan Koleji’nin tarihi kampüsünde, UNICEF Türkiye iyi niyet elçisi, “sihirli flüt” Şefika Kutluer orkestra şefi ve piyanist Erol Erdinç eşliğinde bir konser de verildi. 

10 BİN YILLIK MEDENİYET
Gönüllülerden oluşan “Tarsus Benim, Tarsus Hepimizin” girişiminin sözcüsü Dr. Ali Cerrahoğlu, konser öncesi yaptığı konuşmada Tarsus’un 10 bin yıl önce insanoğlunun tarımı keşfederek dünyadaki ilk yerleşim kentlerinden biri olduğunu vurguladı. Tarsus’ta dünyadaki benzerlerinden farklı olarak, 10 bin yıl boyunca medeniyetin aralıksız devam ettiğini hatırlatan Cerrahoğlu “10 bin yıl boyunca kent hiç terkedilmemiş, üzerinde yaşam hiç eksilmemiş. Bu köklü geçmiş sayesinde Tarsus’a gelenler; tarihe, kültüre ve yemek zenginliğine doyabileceği bir şehirle karşılaşıyor.” dedi. Binlerce yıldır farklı uygarlıklara ev sahipliği yapmış Tarsus’un sahip olduğu eşsiz tarihsel, doğal, toplumsal ve kültürel zenginlikleri dünyaya tanıtmak için bu önemli girişimi başlattıklarını belirten Dr. Cerrahoğlu “Bu amaçla ülkemizin birçok köşesinden turizmciler, yazarlar, sanatçılar ve gurmeleri Tarsus’ta ağırlayıp, sahip olduğumuz değerleri tanıttık.” diye sözlerine devam etti.

İLKLERİN ŞEHRİ
Tarsus Gözlükule Höyüğü'nde yapılan kazılar, bu yörede ilk yerleşmenin Yeni Taş Çağı dönemiyle başladığını ortaya koyuyor. Kilikya'nın başkenti ve Anadolu'nun da en eski yerleşim birimlerinden biri olan Tarsus, eski çağlardan beri çok zengin tarihi, ilahi dinler açısından büyük bir öneme sahip kültürel yapısı, dünyanın ilk kanalizasyonlu Roma yolu gibi birçok arkeolojik kalıntıları barındıran, turizm açısından mükemmel bir tarihe ve doğal güzelliklere sahip ve ekonomik yönleriyle en önemli kentlerinden birisi. Türkiye'deki elektrik enerjisi ilk kez 1902’de Tarsus’ta kurulan santral ile üretilmeye ve yurt genelinde kullanılmaya başlanmış. Sultan İkinci Abdülhamid döneminde kurulan santral sayesinde İstanbul’da elektrik yokken Tarsuslular gayet medeni şartlarda yaşamaya başlamışlar. Tüm bunların yanı sıra, dünyanın ilk kanalizasyonlu Tarihi Roma Yolu ve Roma hamamı da Tarsus'ta bulunuyor. 

FİLOZOFLARIN YURDU
Tarihte Cicero gibi filozof ve hatiplerin yönettiği Tarsus, dinî inançlar yönünden de çok önemli bir kent. Kuran'ın Kehf Suresinde geçen Ashab-ı Kehf’in (Yedi Uyurlar) kaldığı mağara Tarsus'ta bulunuyor. İncil’in (Yeni Ahit) yazarlarından biri olan Aziz Pavlus da Tarsus'ta doğmuş ve yaşamış (Saint Paul). Bu sebeple; Saint Paul'ün Tarsus’ta yaşadığı evin kalıntıları bugün, “Saint Paul Kuyusu” olarak önemli bir ziyaret mekânına dönüşmüş durumda.  Geçmişte bu kuyudan içilen suyun kutsal olduğuna inanılırmış. Tarsus, Hristiyanlar tarafından da hac yeri olarak kabul ediliyor. Kıtlık yılında Tarsus’a davet edilen ve gelişiyle birlikte bolluk bereket getiren Hz. Danyal’ın türbesi de her inançtan kişiler tarafından ziyaret ediliyor. Kudüs'teki Kıyamet Kilisesi’nden sonraki en kutsal kiliselerden biri olarak kabul edilen St. Paul Kilisesi de Tarsus’ta. Aziz Paul’ün adını taşıyan mabet, Anadolu’da şaheser kiliselerden biri olarak görülüyor. 11. veya 12. yüzyıllarda yapılmış olan  kilise, bugün anıt müze olarak ziyarete açık durumda.  Ayrıca Tarsus, Şahmeran efsanesi, Kleopatra Kapısı’nın 10 kilometre kuzeybatısındaki Taşkuyu Mağarası, Tarsus Şelalesi ve Tarsus Barajı ile gezilip görülmeyi hak ediyor.

ZENGİN SOFRA KÜLTÜRÜ
Tarsus, Akdeniz, Türk ve Orta Doğu mutfaklarının leziz bir karışımı olan Tarsus sofralarıyla da ziyaretçilerine eşsiz deneyimler sunuyor. Bu eşsiz lezzetleri, “Anılarla Tarsus Yemekleri” adlı kitapta toplayan Nuray Okyay, “Tarsus Benim, Tarsus Hepimizin” girişimi kapsamında kente davet edilenlere bu yemekleri tatma imkânı sundu. Kitabı, Tarsus’un sahip olduğu zengin mutfak kültürünü kayıt altına almak adına, derlediği tüm bilgileri süzgeçten geçirdikten sonra yayınladığını belirten Okyay, “Önce anıları derledim. Tariflerin yazılma aşamasında bütün çevremi, arkadaşlarımı, onların annelerini, annelerinin arkadaşlarını; kısacası herkesi, Tarsus yemeklerinin aslı konusunda sorguladım. Bilgilerimi doğrulamak amacıyla Tarsus ile ilgili kitapları karıştırıp, yeni bilgilerle bu kitabı yazdım.” diyor.

TARSUS MUTFAĞINDA ÖNE ÇIKANLAR 
Yöre mutfağında geleneksel el kıymasından yapılan Tarsus kebabının ve küçük lahmacunların (kimi fındık lahmacun da diyor) ayrı bir yeri var. Tarsus’un meşhur kebabının, bardakaltı lahmacununun, humusun, klasik yemeklerin (içli köfte, köfte, sarımsaklı köfte, mumbar dolması, kuru patlıcan dolması, lahana sarması ve benzeri) yanı sıra; birçok orijinal lezzeti ve tatlısı da var. Tarsus’taki sıcak ve bol tereyağlı sunumuyla humus yemeği, bildiğimiz humustan biraz farklı bir lezzet sunuyor. Ciğer tantuni, ıspanaklı yemekler, dulavrat çorbası, fırın işi börekler, kuturlu açma ve tarator bunlardan bazılarıdır. Tatlılarda ise Tarsus çöreği, mamülü, kurabiyesi, kerebiç, karakuş ve cezeryeyi de saymadan geçemeyiz.