GÜNCEL
Giriş Tarihi : 27-11-2020 10:19   Güncelleme : 27-11-2020 10:30

Samatya'dan Yedikule'ye İstanbul yürüyüşleri

Asırları devirmiş mabetler, kâgir Levanten evleri, restore edilen surlar… Doğal bir film platosu tadındaki eski mahallelerde, püfür püfür Marmara sahili boyunca keyifli bir gezinti…

Samatya'dan Yedikule'ye İstanbul yürüyüşleri

-SEYYAH DERGİSİ KASIM 2020-

Eski Samatya Kapısı'ndan semte girdiğinizde balıkçıların, lokantaların ve kahvehanelerin çevrelediği sevimli bir meydana çıkacaksınız.

Meydandaki balık pazarı, Samatya sahiline yanaşan balıkçı teknelerinin getirdiği balıklarla doluyor. Samatya, tıpkı Osmanlı döneminde olduğu gibi günümüzde de kentin yoksul-orta halli kesiminin ikamet ettiği bir semt kimliğini koruyor. Yüzyıllar boyunca Müslüman ve Hristiyanların iç içe yaşadığı semt, bugün de İstanbul'daki azınlıkların önde gelen yerleşim alanları arasında geliyor. Bu çevre tarihi mabetlerle dolu. Meydana açılan dar sokaklara dağılmış irili ufaklı kilise ve cumbalı ahşap evler ise size eski İstanbul ruhunu yaşatacak. Uzun yıllar gözlerden uzak kalan semt, İkinci Bahar dizisiyle birlikte ilgi çekmeye başlamış. Dizinin çekildiği meydan ve sokakları görmek için semte gelinir olmuş. Esnaf ise bu durumdan hayli memnun kalmış. Meydan çevresinde dizinin adına dükkânlar açılmış. Dizide, Şener Şen’in canlandırdığı Ali Haydar Usta'nın son bölümde yakılan kebapçı dükkânı, uzun yıllar o hâliyle bırakılmış. Meydan, birkaç yıl önce yeniden düzenlenmiş: Yerlere taş döşenmiş, kaldırımlar yenilenmiş, binalar çiçek saksılarıyla güzelleştirilmiş ve caddelere sokak fenerleri dikilmiş. 

LEZZET MEKÂNLARI
Meydandaki Develi Restoran, bir asırlık geçmişiyle İstanbul'daki Gaziantep mutfağının öncülerinden. Yöreye özgü yemekleri büyük bir özenle hazırlayıp sunuyorlar. Bazıları mevsimlik olmak üzere, yıl boyunca 80 civarında kebap çeşidinin yanı sıra, günlük mezeleri, lezzetli salataları, Antep usulü ızgara ve tatlılarıyla zengin bir menüleri var. Servis personeli eğitimli. Ayrıntılar konusunda titizler. Konuklar kapıda karşılanıp - uğurlanıyor, bardaklar soğutuluyor, ekmek ve pideler taze geliyor. Yemek arası çay servisi veriliyor ve fiyatlar abartılı değil. Teraslar deniz manzaralı. Müşterilerinin büyük çoğunluğu rezervasyonlu geliyor. Uzun yıllar sadece bilenlerin geldiği restoran, İkinci Bahar dizisiyle birlikte aradığı ilgiyi bulmuş. Son dönemde iş çevrelerinin de gözde mekânlarından biri haline gelmiş. Pek çok yerli ve yabancı yayında İstanbul'un en iyi restoranları arasında gösterilmişler. Maş piyazı, Kazaz böreği, yuvalama, şiveydiz, küşleme, humus gibi yemeklerin dışında Antep fıstıklı, keme, sarmısak, yeni dünya ve Kilis kebaplarıyla İstanbul'da kolay kolay bulamayacağınız yöresel tatlar, seçenekleriniz arasında. 

KÜLTÜRLER KAVŞAĞI
Meydanın hemen karşısındaki merdivenlerden Samatya Caddesi'ne çıkıp Ağa Hamımı'nın yanından dik yokuşu tırmandığınızda büyük bir Kilise göreceksiniz. Eski bir Bizans kilisesinin yerine yaptırılan Surp Kevork Kilisesi, muhitte  “Sulu Manastır” adıyla tanınıyor. Nedeni ise kilisenin bahçesinde bulunun ayazma. 1640 yılına kadar Patrikhane kilisesi olarak kullanılan bina, 19. yüzyılın sonlarında yenilenmiş. bazilika tipindeki yapının bahçesinde halen eğitime açık bir lise ve ilköğretim okulu bulunuyor. Bu eski muhitte tarihi mabetlerin izlerini sürmeye devam ediyorum. Marmara Caddesi'nden sola, yokuş aşağı ana caddeye iniyorum. Samatya Caddesi'nden Yedikule’ye doğru yürüdüğünüzde, solda büyük ve süslü bir çan kulesi göreceksiniz. Bu, çevrede gördüğümüz en bakımlı kiliselerden biri. Eski bir Bizans kilisesi olan Ayios Konstantinos, İstanbul'un fethinin ardından kente getirilen Karamanlı Ortodoks cemaatin hizmetine sunulmuş. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra İstanbul işgal edildiğinde İngilizlerin yardımıyla yeniden yapılmış. Çan kulesinde Sultan İkinci Abdülhamit’in adı yazılı olduğundan o dönemde yapılmış olmalı. Kilisenin yan duvarındaki mermer güneş ise saati görülmeye değer. Mabedin bahçesinde bir de Gayrimüslim azınlık ilkokulu bulunuyor. Kilise açık, ama artık pek cemaati kalmamış. Sadece özel günlerde yortu ve paskalyalarda Yunanistan'dan gelenler olduğunda hareketlilik kazanıyor. 

ESKİ Mİ ESKİ BİR CAMİ
Kiliseden sonra ikinci sokağa sapınca Bizans tarihinin en önemli merkezlerinden birine geliyoruz. İstanbul'da kalıntıları bugüne ulaşan en eski manastır olan Studion, 463 yılında Roma Patriği Studius tarafından yaptırılmış. Yapı, bir kilise olmanın ötesinde ruhani bilimlerin yapıldığı bir akademi olarak dinî merkez işlevi görmüş. 15. yüzyıl sonunda camiye çevrilen ve İmrahor İlyas Bey adını alan manastır, yaklaşık bin yıl süreyle Bizans’ın en etkili kurumlarından biri olmuş. 1894'teki büyük İstanbul depreminde yıkılan ve günümüze bu yarı yıkı hâliyle gelen manastırın en sağlam yeri, dış duvarları. En etkileyici yerlerinden biri ise hâlâ göz kamaştıran taban mozaikleri… Buradan Yedikule Hisarı’na uzanan dar ve ızgara planlı sokaklarda yürüyüşüme devam ediyorum. Evliya Çelebi Yedikule'yi, “Güzel evler, bahçeler, bostonlar ve yeşil alanlarla çevrili rağbet gören bir mesire yeri” olarak tarif ediyorsa da 1950 sonrası başlayan hızlı yapılaşma semtin eski dokusunu büyük ölçüde yok etmiş. Eski Levanten evlerinin, ahşap cumbalı İstanbul konaklarının ve meşhur bostanların yerine apartmanlar dikilmiş. Buna rağmen Yedikule Hisarı'nın güneydoğu cephesine yaslanmış, yüzyılın başından kalma ahşap konutların çevrelediği Bucak Sokak gibi tarihi sokaklara rastlanabiliyor. Apartman aralarına sıkışmış ahşap evler, 24 saat yaşayan sokaklarıyla farklı bir İstanbul gezisi için ziyaret edilmeye değer.     

SURLARIN SIRRI
Yönümü surlara çevirip ilerlediğimde Yedikule Hisarı’na ulaşıyorum. Semte adını veren beşgen şeklinde, yedi kuleli bu dev hisar, Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’un fethinden hemen sonra Bizans surlarının dört burcuna üç kuleli bir sur ilave edilerek yaptırılmış. Osmanlılar, hisarı çeşitli amaçlarla kullanmışlar. Burada birbirinden ilginç işlere imza atılmış. Mesela devlet hazinesi bir süre burada saklanmış, padişahın  aslanlarına bakılmış, barut üretilmiş ve zindan olarak kullanılmış. Ayrıca hisarın içinde Bizans imparatorlarının savaş dönüşü şehre zafer girişi yaptığı “Altın Kapı” denilen bir geçiş bulunuyor. Şimdi kalenin parçası haline gelen bu ünlü kapı, 390 yılında Bizans İmparatoru Theodosius tarafından yaptırılmış. Müzede, altın kapı, Bizans ve Osmanlı sur ve kuleleri görülebilir. Kulelerin bazılarına çıkılabiliyor. Dahası surlardan Marmara Denizi manzarası müthiş! Yedikule'den Ayvansaray'a uzanan İstanbul surları, kuşkusuz kentin Bizans geçmişine ait en etkileyici kalıntıların başında geliyor. MS 412-422 yılları arasında Bizans İmparatoru İkinci Theodosius’un yaptırdığı surlar, kenti yabancı istilalara karşı bin yıldan fazla bir süre korumuş. Yaklaşık 6,5 kilometre uzunluğundaki surlar, tuğla ve taş bloklarla örülmüş. İlk yapıldığında 11 kapı ve 192 kuleli iki sıradan oluşan surların bugün sadece üç kapısı ayakta. Bunlar: Yedikule Hisarı'nın hemen yanındaki Yedikule Kapısı, Mevlana ve Silivri Kapı. Yedikule Kapısı’nın iç tarafında, kemerin üstünde çift başlı Bizans kartalı kabartmasını görmeniz gerek… 

ESKİ İSTANBUL GELENEĞİ
Rotamızın sonuna yaklaşırken asırlık bir Yedikule geleneğini yad etmeye ne dersiniz? Bir zamanlar Yedikule’nin kahve kültürü pek meşhurmuş. Semt, neşeli ahalisinin kahkahalarının çınladığı kahvehaneleriyle “Küçük Paris” olarak anılırmış. Bendeniz de buralara kadar gelmişken bol köpüklü bir Türk kahvesi sipariş etmeyi ihmal etmiyorum. Kahvemizi içtikten sonra vakit çok geç olmamışsa kültürel bir etkinliğe katılmak, günü dolu dolu yaşamanıza imkân sağlayabilir. Öyleyse yarım saat kadar daha yürüyerek ya da 5-10 dakikalık taksi yolculuğu ile son durağa gelin ve 1974 yılından itibaren Altan Erbulak ve daha sonra Nejat Uygur’un faaliyet gösterdiği Çehre Tiyatrosu’nun yeni çehresiyle tanışın. Işıl Kasapoğlu’nun sanat danışmanlığında Semaver Kumpanya’ya dönüştürülen tiyatro, sur sınırları içinde yarım asırdır varlığını sürdüren tek mekân olmasıyla dikkate değer. Adını Sait Faik’in “Semaver” ve “Kumpanya” adlı hikâyelerinin buluşmasından alan mekân, Türk ve dünya tiyatrosundan eserlerin yanı sıra, çocuk oyunları da sahneliyor. “Haliç’in Öte Yanında Tiyatro” sloganıyla hizmet veren mekânın bir diğer önemli özelliği, bir kukla tiyatrosu barındırması. 

KAÇIRMAYIN 
* Samatya Meydanı’na açılan dar sokakları fotoğraflayın, 
* Develi Restoran’da Kilis kebabının tadına bakın,
* Theodosius surlarındaki Bizans kabartmasını görün, 
* İmrahor İlyas Bey Camii’ndeki yer mozaiklerini inceleyin.