RÖPORTAJ
Giriş Tarihi : 15-09-2020 17:13   Güncelleme : 15-09-2020 17:21

Nuri Ersoy: 'Turizmde koronasız hayata geçiş sağlıyoruz'

Sayın Bakanımız, sektörümüzü rahatlatan önemli açıklamalarda bulundu. Bakan Ersoy, turizmde istihdamın önemine işaret ederek sorulara içtenlikle yanıt verdi.

Nuri Ersoy: 'Turizmde koronasız hayata geçiş sağlıyoruz'

- SEYYAH DERGİSİ HAZİRAN 2020 -

Sayın Bakanımız, koronavirüs vaka sayılarında aşağıya gidişin başlamasıyla birlikte Türkiye açısından normalleşmenin ne zaman mümkün olacağını öngörüyorsunuz?

“Buna Bilim Kurulu karar verecek. Ancak şu anda gidişatı gözlemlediğiniz zaman, bu normalleşmenin geride bıraktığımız mayısın ikinci haftası itibarıyla hızlı bir şekilde başladığını görüyoruz. Özellikle Türkiye içindeki trafik -dolaylı olarak bu turizm trafiği anlamına da geliyor- bayram sonrası artacaktır diye düşünüyorum.” 

Koronavirüs nedeniyle kapalı olan tesislerin gerekli önlemlerin alınmasıyla birlikte sertifikalandırılıp faaliyete geçeceğini söylüyorsunuz. Bu uygulama nasıl olacak?

“Gelir ve sektör olarak baktığınızda, endüstri olarak baktığınızda dış turizm, ülkemiz açısından çok çok önemli. Şimdi ilk aşaması biliyorsunuz iç mekânların temizlenmesi, düzelmesi ve önce iç turizm hareketinin başlaması… Bunu inşallah halletmiş durumdayız. İkinci aşamada ülkelerle karşılıklı olarak dış trafiği başlamadan önce yeni bir projeyi hayata geçirmeye başladık: Sertifikasyon, yani koronasız alanları sertifike eden bir sistem. Bunun toplantısını da yaptık ve bir komisyon oluşturduk. Bu komisyonda Kültür ve Turizm Bakanlığı koordinasyonunda Sağlık Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı yetkilileri ile ayrıca konuyla ilişkili bütün STK'lar görev alıyor. Aşamalı olarak da geliştiriyoruz bunları. Öncelikli olarak bir sertifikasyon sistemi geliştirdik. Bu, uluslararası kabul gören bir sertifikasyon sistemi.”

Turizmin ulaşım, tesisler ve yolculardan oluşan üç ana ayağı var. Bunlardaki durum nasıl olacak?

“Ulaşım diye baktığınız zaman, araçların sterilizasyonu, araç personelinin bağışıklık belgesi, personelin pandemi eğimi alması; oteller, havalimanları, restoranlar, acenteler, müze ve ören yerleri gibi tesislere baktığınız zaman, burada da alan sterilizasyonu çok çok önemli. Buralarda kullanılan donanım ve malzemenin sterilizasyonu, mekânların güvenli mesafe standartlarına göre düzenlenmiş olması, sağlık kalite standartlarına uygun tesislerin içerisinde sağlık personeli ve ekipmanının bulundurulması, termal kontrol sistemleri gibi uygulamalara yönelik belgelerinin verilmesi, yine görevli personelin bağışıklık ve pandemi eğitimi belgelerinin alınması gibi bir dizi önlemler var. Yolculardan ne tür bağışıklık belgeleri isteneceğiyle ilgili bir mutabakat sağlandıktan sonra, bütün bunları bir çatı sertifikasyon sistemi altında topluyoruz.”

Ülke olarak geliştirdiğimiz bu sitem dünyaya örnek olabilir mi? 

“Bütün sivil toplum kuruluşlarını aşamalı bir şekilde komisyonunun içine dâhil ederek, hızlı bir şekilde, bu sertifikasyon sistemini sonuçlandırmayı hedefliyoruz ve geçtiğimiz ayın sonuna kadar da aşamalı bir şekilde turistik tesislerin bu sertifikayı almasını sağladık, sağlıyoruz. Bu durum iki açıdan önem teşkil ediyor. Önce iç turizm, sonra bu sertifikasyon sistemi. Bu, sizin algınız açısından da önemli, yurt dışındaki turist tarafından… Yani bize yolcu gönderecek ülkelerin de gönül rahatlığı sağlamaları açısından çok çok önemli. Türkiye'nin zaten algısı çok iyi. Sağlık altyapısı, böyle bir sertifikasyon sistemi koyduğunuz zaman, yani düzenli olarak tesis bazında denetim ve eğitimini gerçekleştirdiğiniz zaman, onlar da gönül rahatlığıyla vatandaşlarını Türkiye'ye gönderebilecekler. Olmazsa olmaz ikinci kuralı hayata geçiriyoruz. Üçüncü aşamada ise bu sertifikayı hem Bakanlık sitelerimizden lanse edeceğiz hem de bize yolcu gönderen tur operatörlerinin sitelerine de koymasını sağlayacağız. Bunun düzenli kontrolü sağlanacak ve bu sertifikayı alan işletmeler ve tesisler de öncelikli olacak.

THY, hava alanları ve turizm paydaşlarının tamamı aşamalı olarak bu komisyonun içine dâhil olacak. Bu uygulama, koronavirüsten sonra toplumların hijyen algısında da bir yükselme sağlayabilir mi? 

“Bunu sadece koronavirüsten çıkış planı olarak görmemek lazım. Bundan sonra bu sertifikasyonları herkese yaymak gerekiyor. Yani restoranlarımıza, otellerimize, pansiyonlarımıza kadar basit bir şekilde uygulanabilir olarak yaymanız gerekiyor. Artık bu tüketicinin önceliği haline geldi. Bizim de buna uyumlu bir servis üretmemiz lazım. Aslında sadece bu iş için yapmıyoruz. Bundan sonraki gelecekte uygulanması gereken uluslararası standartlara sektörümüzün uyum sağlamasını temin ediyoruz.”

Dünyada buna benzer uygulamalar var mı?

“Almanya, Avusturya, Orta Avrupa ülkeleri ve bazı Kuzey Avrupa ülkeleri, hızlı biçimde toparlanıyor. Haziranın ortasından sonra aşamalı bir şekilde açılır diye düşünüyorum. Rusya'da ve İngiltere'de belirsizlik devam ediyor. Onlarda temmuz sonunu bulabilir, açılış olarak. Gidişatı izliyoruz.” 

Bu noktada seyahat acenteleriyle ilgili engeller söz konusu mu?

“Acentelerin mevcut belgelerinin yüzde 99,9'u sizin bakış açınızla, yüzde 99'u benim bakış açımla zaten bu yasanın kapsama alanı içine girmiş durumda. Markanız değerliyse unvanınızla birlikte devretmek istersiniz değil mi? Markanız gerçekten değerliyse o zaman şirketiniz de köklü bir şirkettir. O zaman zaten biz, sizin unvanınızı ve markanızı şirketinizle birlikte devretmenize bir engel tanımıyoruz ki… Orada bir engel yok. Eskiden de müsaitti, bu yasa geçtikten sonra da müsait. Bu süreçte iyi niyetli olunmadığı takdirde iş değişiyor. Şimdi siz firmanızın borçlarını eski şirketinizde bırakıp, unvanınızı ve markanızı akrabanızın üzerinize kurduğunuz başka bir şirkete aktarmak istiyorsanız, o zaman geride birçok turizm tedarikçisi mağdurlar oluşturuyorsunuz. Bu kötü örnekler geçmişte defalarca yaşandı. Bu sebeple de belge devri yasaklandı Türkiye'de. Sektörün şu an da ihtiyacı olduğu ve böyle bir talep geldiği için geçmişteki örnekleri görmezden gelmeyerek, çok pratik bir çözüm oluşturduk. Belge devrine izin verilerek hem sektörün ihtiyacı karşılandı hem de eskiden bunu art niyetli şekilde kullanmış olan insanların önüne de geçmiş olalım istedik. Sizin rakamlarınızda binde 1, benim rakamla yüzde 1 ki çoğu iyi niyetlidir ve firmasını devredebilir. Bunların da önüne geçmiş olalım. Biz herkesin Bakanıyız. Sadece bir tarafın değil.” 

Turizm sektöründe korunması gereken en önemli hususlardan biri de istihdam. Bu alanda önlemler devam edecek mi?

“İstihdam destekleri diye baktığınız zaman bir esnetme yapılarak son üç yılda 600 gün olan çalışma süresi 450'ye, son yıldaki SSK'lı olma şartı da 120'den 60 güne düşürüldü. Kısa çalışma ödenekleri de herkesin taleplerini karşılamaya başladı. Orada yetişir, yetişmez gibi bir endişe var. Ben buradan herkese söyleyeyim: Kısa çalışma ödeneğinden yararlanan personel, ilk maaşlarını aldı. Sayın Maliye ve Hazine Bakanımız da bunu zaten defaten bildirdi. Çalışma Bakanımız da bildiriyor. Ben de bir kere daha söylemiş olayım: Endişelenmeyin, ödemeleriniz yatacak, yatıyor.” 

Askıdaki personel olarak nitelendirilen sezonluk çalışanlar için de bir düzenlemeye gidildi ve onların da kısa çalışma ödeneğinden yararlanmaları sağlandı. Bu da çok önemli bir husus değil mi?

“Artık askıdaki personel, kısa çalışma ödeneğinden bu düzenlemeyle yararlanabiliyor. Lütfen personelin girişini tekrar yapsınlar. Tesise çağırmak zorunda değiller. Hani şehirler arası trafikten dolayı gelemiyor gibi bir mazeret olmasın. Uzaktan da yapabilirler bunu. Askıdaki personelimizi tekrar bu kısa çalışma ödeneğinden yararlanabilecek hale getirmelerini özellikle rica ediyorum.”

Asgari ücret destek programı hakkında da bir açıklama rica edebilir miyiz Sayın Bakanım…

“Bu sene sonuna kadar uzatıldı. Turizm sektörü de bundan yararlanabiliyor. Her şeyden önemlisi de işe devam kredisi var. ‘Ben personel çıkarmayacağım’ diyenlere altı ay ödemesiz, 36 ay vadeli, KGF garantili, düşük faizli bir kredi imkânı var. Bundan turizm sektörü de yararlanabiliyor. Ama biz seyahat acenteleri için, biliyorsunuz iki tane önemli krediyi daha devreye aldık. Geçen haftalarda müjdesini vermiştim. Seyahat acentelerine 50 bin liralık hızlı kredi mevcut. Özellikle küçük çaplı seyahat acentelerini kast ediyoruz. Onlara 50 bin liralık altı ay ödemesiz, 36 ay vadeli bir kredi paketi sunduk. Bu bağlamda başvurular da çok iyi gidiyor. Turizm Bakanlığı sitesinden başvuruları yapabiliyorlar. Şu anda binin üzerinde başvuru olmuş. Biz onları aşamalı bir şekilde Ziraat Bankası’na devretmeye başladık. Önümüzdeki haftadan itibaren o krediler kullandırılacaktır, diye düşünüyorum. Orada da 5 bin kadar acentenin başvuracağını öngörüyoruz. Ve yine otellerle acenteler arasında bir sıkıntı vardı. Biliyorsunuz erken rezervasyon ödemeleri yapılmıştı, otellere. Oteller de tabii bunu doğal olarak kış yatırımları, bakım, onarım vesaire için kullanmışlardı. Şimdi birden sezon ötelenince böyle bir sıkıntı doğdu. Biz de acentelerin bu avans ödemelerini geri alabilmeleri için geri ödeme kredisi diye bir kredi oluşturduk. Bakanlığımız üzerinden başvurular başladı. 100'den fazla başvuru var. Süreyi de uzattık. Çünkü evrakları toparlayamadıkları için yetişemediklerini söylediler. Hızlı bir şekilde bu başvuruları da alıyoruz. Onları da peyderpey Ziraat Bankası’na göndermeye başladık. Bankamız iletişime geçip, çöze çöze dosyaları tamamlıyor.” 

Gündemde turizmimizi ilgilendiren birkaç konu daha var. Örneğin İstanbul'daki Galataport Projesi. Koronavirüs sebebiyle gemiler yanaşamadığı için bir gecikme yaşandı. Ayrıca Beyoğlu Kültür Yolu Projesi ile Atatürk Kültür Merkezi… Neler söylemek istersiniz?

“Bu projeler, bu sene inşallah en kısa sürede hayata geçecek. Atlas Pasajı’yla ilgili devam eden yatırımlarımızı hızlı bir şekilde sonuçlandırıyoruz. Bir terslik olmazsa -ki olacağını sanmıyorum- çok hızlı gidiyoruz. 1 Eylül gibi Atlas Pasajı'nın ve bulunduğu binanın restorasyonu tamamlanmış olacak. Orası artık Türk sinemasının yeni galalarının merkezi olacak, bütün galalar orada yapılacak. Beyoğlu'na kırmızı halı atacağız ve Türk sinemasının galaları orada yapılacak. Aslına uygun bir şekilde çok güzel restore ettik ve Atlas Pasajı'nın olduğu binayı da Türkiye'nin ilk sinema müzesi yapıyoruz. Orayı da çok güzel, dünya ile yarışabilecek bir sinema müzesi haline getiriyoruz. Oradaki diğer katlarda da çok amaçlı salonlar yapıyoruz. Onları da kültür ve sanat aktivitelerinin merkezi için kullanacağız, yani dışarıdaki özel galerilerin ve diğer kültür sanat aktivitesi ya da faaliyet yapmak isteyen kurumların kullanımına sunacağız. Atatürk Kültür Merkezi inşaatımız da çok hızlı ilerliyor. Orada hedefimiz, yıl sonuna bu işi yetiştirmek. Tabii koronavirüsten dolayı inşaat faaliyetleri biraz yavaşladı. Ancak biz yine azimliyiz ve yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Orayı da yıl sonuna kadar hizmete almak istiyoruz.”

Bir de Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi var. Oradaki son durum nasıl ilerliyor?

“İnşallah 7 Haziran gibi yetiştirmiş olacağız. Onun içinde biliyorsunuz bir tiyatro ve bir cep sineması var. Yine ortada bir salon var, çok amaçlı kullanabileceğimiz. Böyle baktığınız zaman bir kültür yolunu aşamalı bir şekilde oluşturuyoruz. Galata Kulesi'nin de biliyorsunuz mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne geçti, 2019'un başında. Biz, ondan sonra burası için projeler hazırlatmaya başladık ve bunu da belediyeden talep ettik. Yani belediyenin işletmesinde şu anda… Vakıflar Genel Müdürlüğü ile yeni projeler yapmak üzere talebimizi de geçtik. Gerçi belediye şu anda hukuki süreçleri tercih ediyor. Hukuki süreçleri uzatarak projeyi geciktiriyor biraz. Ama biz durmuyoruz, projemizi hazırlıyoruz. Orada İstanbul için çok güzel bir proje hazırlıyoruz. Doktor Ayşen Savaş Hocamızın önderliğinde, kendisinin dâhil ettiği birkaç üniversite ile sanat tarihçileri ve mimarlardan oluşan bir çalışma grubu oluşturduk. Şimdi Galata Kulesi'ni bir müze haline getireceğiz, onların projesiyle ilgili.” 

Galata Kulesi'yle ilgili de yapılacak çalışmalardan da bahsedebilir misiniz?

“Biliyorsunuz Galata Kulesi’nin şu anki işletmesinin içinde kafeteryalar, restoranlar, çalışma ofisleri, mutfaklar var. Bu doğru değil, Galata Kulesi açısından baktığınız zaman. Biz buranın içini tamamen boşaltacağız. Buraya aykırı olan bütün yapıları çıkaracağız. Zaten baktığınız zaman yangın tehlikesi de oluşturuyor. İçindeki mutfaklar ve doğal gaz üniteleri, kule açısından riskli. ‘Galata Kulesi nedir?’ diye baktığınız zaman, biliyorsunuz orası bir Ceneviz meydanı ve İstanbul'un ilk meydanlarından biri. Galata Kulesi aslında bir yangın kulesi... Üzerinden baktığınızda İstanbul'un kritik noktalarının tamamını görebiliyorsunuz. Bu proje bittiği zaman Galata Kulesi’ni hem kuleden baktığınızda bütün cazibe noktalarını çok iyi gördüğünüz hem de cazibe noktalarından kulenin çok iyi fark edildiği bir ortama çevireceğiz. Bu özelliklerinden dolayı, bulunduğu pozisyonla birlikte Galata Kulesi'nin müzesini oluşturacağız. Yani artık bir ‘müze kule’ haline de gelecek. O gereksiz kullanılan, personel soyunma odaları, restoran, kafeterya vesaire amaçlı kullanılan mekânları çıkaracağız. Kuleden gördüğünüz mekânların tanıtıldığı, o cazibe alanına gelmiş turistin o alanlara da yönlendirileceği bir merkez haline getireceğiz. Bu açıdan sadece kuleyle de sınırlamıyoruz. Onun önünde bir meydan var biliyorsunuz, meydanın içinde de çok çirkin bir yapı var, onu da inşallah bu devir işlemi bittiği zaman Büyükşehir Belediyesi’nden o binayı da kamulaştırıp, yıkıp orayı meydan haline getireceğiz. O meydanı da özellikle yazın olmak üzere Bakanlığımıza bağlı genel müdürlüklerin kültür ve sanat aktivite merkezi haline getireceğiz. Bir ay içinde projeyi tamamlamış oluruz. Hukuki süreç de inşallah tamamlanırsa…”.

Yapılacak projenin bir İstanbul projesi olduğunu söyleyebilir miyiz?

“Bakın bu projeyi ben birdenbire oluşturmadım. Ben biliyorsunuz Alman Lisesi mezunuyum, ben orada senelerce okudum. Bakan Yardımcım Ahmet Misbah Demircan, sağ olsun üç dönem Beyoğlu Belediye Başkanlığı yaptı. Biz ekip olarak Beyoğlu'nu çok seviyoruz ve Beyoğlu'nda yaşadık. Biz hayatımızı geçirdik orada. Gereksiz ısrarda bulunmasalar, bize de destek olsalar, ‘hani destek olmak isteriz’ diye açıklıyorlar, biz de çok isteriz destek olsunlar. Zaten onların destek olmasına ihtiyacımız var. Ne gibi işleriniz var diyorsanız, biz bu projeleri yapacağız, ama bu projelerin çevresindeki mekânların düzenlenmesi de aslında belediyenin işi. Yani gerçekten samimilerse, başkanımız samimiyse -destek olma açısından- oraları düzenleyerek bize hakikaten kültür yolunda çok ciddi destek olabilirler. Neler var diyorsanız? Galataport'tan yukarıya çıkacak olan bir Boğazkesen Caddesi var. Biliyorsunuz oralar resim galerileriyle doldu. Çok güzel bir kültür yolunun geçiş noktalarından biri. Orada meydan ve kaldırım düzenlemeleri yapılabilir ve o caddeye paralel caddeler de sokak sağlıklaştırmasına tabi tutulabilir. İnsanlar, çok daha keyifli bir kültür yolu içinden, Galataport'tan Galata Kulesi'ne ulaştırılabilir. Yine kulenin bağlantı yolu olan Büyük Hendek Caddesi var. Oraya, sağındaki ve solundaki paralel caddeden de sokak sağlıklaştırılması yapılarak, keyifli bir trafiği, yukarıya doğru alıştırmış oluruz. Büyük bir ihtiyacımız daha var mesela. Atatürk Kültür Merkezi’ni biliyorsunuz. Yıl sonuna yetiştirmeyi hedefliyoruz. Atatürk Kültür Merkezi’nin kütüphane tarafında, hemen aşağısında, kültür merkezinin içinde bir kültür sokağı oluşturuyoruz. Yani sadece orada iki tane büyük salon olmayacak. Müzeler olacak, galeriler olacak, birçok kütüphaneler olacak. Bunların içinde kafeler ve restoranlar olacak. Orayı çok şık, 24 saat yaşayan bir kültür sokağı haline getiriyoruz. Büyük kütüphanenin olduğu tarafta, aşağıdaki çıkış noktasında İGDAŞ Binası var. Tam çıkışta çürük diş gibi duruyor, baktığınız zaman. Bizim projeyi çok rahatsız ediyor. Biz onu belediyeden rica da ettik. Binanın oradan alınması lazım ve mümkünse oranın park ve yeşil alan olması gerekiyor. Şimdi de rica etmiş olalım, sayın başkanımızdan. İnşallah o çürük dişi oradan alırlar, orayı bir yeşil park - bahçe haline getirirler. Böylece orayı İstanbul için hem güzel bir kültür yolu haline getirmiş oluruz hem de Beyoğlu'na eski, özlenen kimliğini kazandırmış oluruz. Unutmayalım ki biz de devlet olarak İstanbul'da -özellikle ben ve benim Bakan Yardımcım Ahmet Misbah Demircan, Beyoğlu insanları olarak- Beyoğlu'nun bir yere gelmesi ve İstanbul'un örnek bir kültür şehri olması için çalışıyoruz. Bütün arzumuz, bütün çabamız bunun üzerine…”