ROTA
Giriş Tarihi : 01-04-2020 01:26   Güncelleme : 01-04-2020 01:26

Anadolu'nun saklı hazinesi Kastamonu

Koruma öncelikli doğal alanlar ağı PAN Parks üyesi Türkiye’deki tek, Avrupa’daki sayılı yerden biri olan Küre Dağları, koynunda muhteşem güzellikler saklıyor.

Anadolu'nun saklı hazinesi Kastamonu

-SEYYAH 2020 NİSAN-MELİH USLU-

Bakışınızı hafifçe kaydırdığınızda gördüğünüz rengi de değiştiren çiçek dürbünlerini bilir misiniz? Tek göz bir dürbünün içine sığdırdığı sayısız renkle, bakanı hayallere sürükleyen bu dürbünlere artık pek rastlanmasa da günümüzde size onları hatırlatacak bir yer var: Kastamonu Küre Dağları Millî Parkı… 

Karadeniz’in batısında nazlı bir gelin başı gibi uzanan Küre Dağları, büyüleyici doğası, kütük evleri, tarihi yapıları ve konuksever insanıyla yol tutkunlarını şaşırtmaya devam ediyor.

RENKLER DİYARI
Küre Dağları
’na doğru yaklaştıkça karşımızda uzanan dağların yeşili giderek koyulaşıyor. Ihlamur, çam, meşe, köknar, kayın, şimşir ve dağ kavaklarının çevrelediği geniş çayırlık alanlar, deniz seviyesinden yaklaşık 900 metre yükseklikte. 

Bizden önce gelen kampçı ve piknikçiler yaylanın tadını çıkarmaya başlamış bile. Çam ağaçlarının gölgesine yerleşip kır soframızı hazırlarken, piknik vazomuz için çiçekler topluyoruz çevreden. Tertemiz ve serin yayla havasında iştahın sınırı ise gerçekten yok. Piknikten sonra yapılacak en iyi şey, çevreyi keşfetmek. Çevresi ağaçlarla çevrili civardaki yaylalarda, birbirinden keyifli orman içi yürüyüş parkurları bulmak mümkün. 

Derinliklerinde yürüdükçe yorgunluğumuzu üzerimizden almakla yetinmeyen orman, ruhumuzu da arındırıyor… Ormanların arasından gökyüzüne doğru yükselmeye başlayan sabah güneşi, yüzümüzü ısıtmaya başladığında, Küre Dağları’nın yamaçları arasında kıvrılıyoruz. Billur pınarlar, yemyeşil çayırlar, yılkı atları, mısır tarlaları ve asırlık yayla evleri yol arkadaşımız oluyor. 

Dik rampalarsa her virajda muhteşem manzaralara açılıyor. Uçsuz bucaksız kır manzaralarıyla devam eden yolculuğumuza köknarlar, kayınlar, şimşirler, meşeler, gürgenler, akağaçlar, porsuklar, ıhlamurlar, kestaneler eşlik ediyor. Derken Daday’a varıyoruz. Yıllarca ormanla dost yaşamayı becermiş, güler yüzlü, temiz kapli insanların yurdu burası. Bozulmamış doğası ve candan insanıyla, tıpkı yöredeki diğer pek çok yer gibi burası da Türkiye’de eko-turizmin önemli merkezlerinden biri olmaya aday. 

Bahçesinde tavukların gezindiği ahşap evin penceresinde, güler yüzlü bir kadın selamlıyor bizi ilkin. Çiçekli bir bluz üzerine simlerle işlenmiş yeleği, renkli şeritli önlüğü, bele sarılan püsküllü kuşağı, uzun paçalı ve işlemeli şalvarıyla geleneksel bir yöre kadını karşımızdaki. Türkiye’nin başka hiç bir bölgesinde örneği bulunmayan bu yöresel kıyafet, ipe dizilmiş boncuklardan yapılmış “çökü” adı verilen takkesi, dokuma başörtüsü, renkli çorapları ve yeşil lastik ayakkabılarla tamamlanıyor. Bekârlar, gelinler ve evli kadınlar için farklı türleri bulunan fistanlar, renklerini ve coşkusunu ise içe içe yaşadığı dağlardan, ormanlardan ve çiçeklerden alıyor.  

UÇSUZ BUCAKSIZ KIRLARDA
Avrupa’nın en yaşlı doğal ormanlarının yer aldığı Küre Dağları Millî Parkı, nadir bulunan bitki ve hayvan türleriyle dünyada koruma öncelikli 100 özel alandan biri. Bol yağış ve akarsuyun yarattığı nemli hava, bölgede özgün bir eko-sistem yaratmış. 

Çınar, kızılağaç, ılgın ve şimşir ağaçlarından oluşan sık ormanda, dalların ve yaprakların arasından birdenbire karşımıza çıkıveriyor gürüldeyen sular… Horma Kanyonu’nun yalçın kayalıkları arasında kendi yolunu çizen sular, 15 metre yükseklikten küçük bir göle dökülüyor. 

Âdeta tropik yağmur ormanlarını andıran cangılın sürprizlerinden biri olan Horma Kanyonu’nda, toprağın ve suyun yüz binlerce yıllık öyküsünü ilk ağızdan dinleyebilir ya da gölün yamaçlarında, devleşmiş ağaçların ve köklerin izin verdiği minik setlerde uzanıp doğanın huzur dolu şarkısına kulak verebilirsiniz. Şimdi gezi listemizde sırada, Valla Kanyonu var. 

Devrekani Çayı ile Kanlıçay’ın buluştuğu noktada başlayan kanyon, Cide’ye doğru yaklaşık 12 kilometre uzanıp Hamitli köyü yakınlarından sona eriyor. 800 - 1200 metrelik kaya duvarları arasında uzanan kanyonu, uygun donanım olmaksızın geçmek mümkün değil. 

Çevrdeki yürüyüşler, bu nedenle kanyon girişi yakınında son buluyor. Bizim de kanyon girişine kadar yarım saatlik, sonra kanyonda 1,5 saatlik ve dönüş için de bir o kadarlık yolumuz var. Yani Valla Kanyonu gezisi için bile bir gün ayırmak gerek. Ama daha çevrede gezilecek öyle çok yer var ki…

DOĞANIN DİLİ
Küre Dağları
'nın eteklerine saklanmış vadilerin arasında kıvıla kıvrıla ilerliyoruz. Billur pınarlar, yemyeşil çayırlarda kırmızı - kahverengi yelelerini savurarak dolaşan atlar, rüzgârın sağa sola savurduğu başak tarlaları, alacalı inekler ve tepelerin zirvelerine kurulmuş ahşap Karadeniz evleri süslüyor yolumuzu. 

Fotoğraf makinelerimize çok iş düşüyor yolculuk boyu. Dik rampaların bulunduğu asfalt yollar virajlı, ama bozuk değil. Çevre gezileri sırasında anlıyoruz ki Daday ne kadar doğa, renkler, güleç yüzlü insanlar demekse, bir o kadar da kayaların diline kulak vermek demek aslında. Yörede gezerken öğreniyoruz ki, birbirinden ilginç isimler verilmiş onlarca kaya ve mağara var buralarda. 

Kimi kez görünümü, kimi kez yanı başındaki bir tarihi kalıntı, türbe ya da konumu nedeniyle isimlendirilen bu kayaların hemen hepsinin bir ya da birden fazla hikâyesi bulunuyor. Yöredeki son saatlerimizde bir köy düğününe davetliyiz. 
Zümrütköy’deki düğünde önce damat evinin “hakçıları” (damatla birlikte gelini almaya giden kadın atlılar), at üstünde uzaktan görünüyor. Gelin de kırmızı ay yıldız işlemeli duvağıyla atına binip “Ya nasip” diyor. Davullar, zurnalar çalınıyor, türküler söyleniyor, eller çırpılıyor. Köydeki samimi havaya, evlenecek çiftin umut ve neşesi katılınca, güzelliğin tadına doyum olmuyor. Biz de yürekten katılıp onlara, birlikte dans ederek kutluyoruz yeni ümitleri… Umut ve neşe, Azdavay’ın bir armağanı olarak, hayal gücümüze eklenen paha biçilmez mücevher taşları gibi zenginleştirip iyileştiriyor bizleri…

KAÇIRMAYIN!
Buralara kadar gelmişken Kastamonu şehir merkezine uğrayıp keşif gezisi yapabilir, yerel lezzetlerin tadına bakabilirsiniz. 

Kastamonu’yu “Anadolu’nun saklı hazinesi” kılan özelliklerinden birisi de kuşkusuz sahip olduğu zengin mutfak kültürü. Kastamonu mutfağında -pek çoğu hiçbir yerde bulunmayan- 800’ü aşkın lezzet keşfedilmiş durumda. 

Yöreye özgü teknikle pişirilen etli ekmeği, büryan kebabı ve üryan eriğinin yanı sıra; çorbaları, mantar çeşitleri ve yabani ot yemekleriyle Kastamonu, damak çatlatan lezzetler vaat ediyor.