KÜLTÜR - SANAT
Giriş Tarihi : 01-04-2020 19:49   Güncelleme : 11-05-2020 19:55

18. Yüzyıl Avrupa’sında Türk modası, Turquerie

18. yüzyılda Avrupa’da Osmanlı’nın egzotik yaşamına duyulan merak oryantalist sanatçıların eserleriyle birleşince yeni bir akım doğmuş ve Türk gibi giyinmek moda haline gelmişti.

18. Yüzyıl Avrupa’sında Türk modası, Turquerie

-SEYYAH NİSAN 2020-EROL MAKZUME-

17. yüzyıl başından itibaren Batı’da, Doğu edebiyatı alanında ilgi artışı görülmeye başlandı. 1704’te Fransız yayımcı Antoine Galland, “1001 Gece Masalları”nı Fransızcaya çevirdi. 1721 yılında yine Fransa’da, Montesquieu’nün “Acem Mektupları”nın (Lettres Persanes) yayımlanması geniş yankı uyandırdı. Bu gelişmeler ile birlikte Avrupa'da giyim, edebiyat, dekor ve müzik konularında “Turquerie” (Türköri) modası başladı. Turquerie sözcüğü, Batı dekoruna Doğu dekorunun katılması ya da Avrupa’da Türk ve Osmanlı tarzına özenmeden doğan İstanbul ve saray kökenli moda olarak tanımlanabilir. Bu modayı Fransa - Osmanlı ittifakından sonra, 1669 yılında Fransız Kralı 14. Louis’nin Osmanlı sarayına gönderdiği elçiye karşılık, Fransa’ya sefaret görevi ile yollanan Müteferrika Süleyman Ağa’nın başlattığı sanılıyor. 

RESİM SANATINA YANSIMALARI
Batılı sanatçılar bu dönemde, Osmanlı diplomatları ve tüccarlardan edindikleri sınırlı bilgiler ile Avrupalı aristokratları, arka planda oryantal dekorlar kullanarak resmettiler. Osmanlı motiflerini ve Fransa'daki Türk diplomatların katıldığı törenleri tuvale aktardılar. Bu sanatçılar, Doğu’ya ulaşım zorluklarından dolayı seyahat edemediklerinden, “Fransa’da Türkleri resmeden ressamlar” (Les peintres de Turcs en France) olarak tanımlanıyorlardı. Bu sanatçı gurubu arasında Charles Parrocel (1688-1752), Pierre-Denis Martin (1673-1742), Pierre d’Ulin (1669-1748), Nicolas Lancret (1690-1743), Carle Van Loo (1705-1765), Jean-Baptiste Le Prince (1734-1781), François Boucher (1703-1770) ve Amédée Van Loo (1718-1790) gibi ünlü isimler bulunmaktaydı. Kral 15. Louis’nin dostu Madam Du Barry’nin sipariş ettiği “Turquerie” konulu dört tablo, 1771-1772 yıllarında ressam Amédée Van Loo tarafından tamamlandı. Yine aynı dönemde Gobelin dokuma atölyeleri, resimlerden duvar halıları üretmişti. Sabah tuvaleti, açık hava kahvaltısı, örgü atölyesi ziyareti ve sultanla birlikte kır eğlencesi konulu betimlemelerde oryantal giysiler içinde yer alan Madame du Barry, Kral 15. Louis’nin ilgisini çekmek için harem metaforu kullanmıştı.

MODAYA KATKI VEREN KONULAR 
Ticaret ilişkilerinin henüz zayıf olduğu ve Fransa ile İngiltere’nin Osmanlı İmparatorluğu’ndan çekindiği 15. ve 16. yüzyıllarda Avrupa’daki kraliyet ve soylu aileler, Doğu’yu yeterince tanımıyor, kendi dekorlarına, ancak halı gibi nadir ürünler ilave ediyorlardı. Örneğin İngiltere Kralı 8. Henry (1491-1547), o tarihlerde sarayında yüzlerce halı bulunmasından son derece gururluydu. Avrupa'da yankı uyandıran gerçek Turquerie modası, 17. yüzyılın sonundan 18. yüzyılın sonuna dek etkinliğini sürdürdü. Turquerie’nin yayılmasına katkısı olan kalemler arasında lokum, nargile, çubuk, tütün, Türk hamamı, havlu (peşkir), kavuk (serpuş), nar ve lale motifleri, Avrupalıların “sorbet” ismini verdikleri şerbet, sofa ve divan, gümüş toka ve kemerler, takunya, “mohair” dedikleri angora yünü, minyatür portrecilik, İznik seramikleri, Osmanlı çadırı, köşk ve şadırvanlar, Edirnekari, Türk enteryörleri, oryantal çiçek motifli Bursa çatma ipek kumaşlar, ebru sanatı ve sarmalar bulunmaktaydı. Egzotik ve gizemli Doğu’dan ulaşan Osmanlı kültürünün bu nesneleri, Avrupalılarda yeni bir esinti, merak ve hayranlık oluşturuyordu. İpek yolu üzerinde bulunan İstanbul'dan temin edilen kahve, çay ve baharat gibi ürünlerin de Turquerie modasına şüphesiz büyük katkısı olmuştur. Türk kahvesi “Café Turc” deyimi, henüz kahvenin tüketilmediği Avrupa’ya Türkler tarafından tanıtıldığını göstermektedir.

ESSEYİD ALİ EFENDİ
1797 yılında Sultan 3. Selim tarafından Paris’e atanan ilk daimi elçimiz Esseyid Ali Efendi, büyükelçiliği döneminde bu şehirde ilgi odağı olmuştu. Başta Paris sosyetesinin ünlü kadınları olmak üzere, Turquerie modasını benimseyen Fransız aristokratları, sultan ya da odalık kıyafetlerine bürünerek Ali Efendi'nin gittiği eğlence yerleri ve tiyatrolarda yakınında olmak, elçinin önünde boy göstermek için didindiler. Başındaki sarığın beğenilmesi ile Fransızların “türban” adını verdikleri sarığın değişik sarmalarını giyen kadınlara, Paris sokaklarında yaygın bir şekilde rastlanılır oldu. Hatta bu moda ülkenin farklı bölgelerinde burjuva kadınlarca da benimsendi. Moda konusunda en serbest dönemlerini yaşayan Parisli kadınların, sokaklarda ince tülden bir fistan ile gezdikleri de oluyordu. Sarığı, çubuğu sempatik tutumu, yumuşak huyu ve nazik tavırları ile Osmanlı örf ve âdetlerini misafirlerine en güzel şekilde sergileyen Ali Efendi, kısa zamana Parizyen hanımların gözdesi olmayı başarmıştı. Tiyatro ve bale gibi eğlence yerleri onsuz olmuyor, Paris'ten uzaklaşıp birkaç günlüğüne yazlığına gittiğinde dönüşü dört gözle bekleniyor, gazete ve sosyete dergileri hakkında sürekli haberler çıkarıyordu. Portresinin yer aldığı ipek yelpazeler ise kadınlar arasında kapışılıyordu.

AVRUPA’DA TURQUERIE ALGISI 
Avrupalı bir kısım aristokrat aileler, egzotik moda olarak tanımladıkları Osmanlı giysilere olan ilgileri, topluluklarında elit statülerini koruma ve dünyadaki yeniliklere açık olduklarını gösterme amacını da güdüyordu. Ayrıca Osmanlı’da kadının daha güçlü olduğunu hisseden Avrupalı kadınlar, kendilerini Türk giysilerinde resmettirerek, eşlerinden veya dostlarından ilgi toplamak istiyorlardı. Bunların başını, ünlü ressamlara portrelerini yaptıran Fransız Kralı 15. Louis’nin ve Kral 16. Louis'nin yakınları Madam du Barry ve Madam Pompadour çekiyordu. Alman yazar Julia Teresa Friehs’in bir görüşüne göre Avrupalı yazar ve düşünürler, Doğu’yu kendi halkları arasındaki sorunları yansıtmak ve çözümlemek için bir perde olarak kullanıyorlardı. Anlaşılıyor ki 18. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun Fransa ve diğer ülkelerde saygınlık kazandığı bir dönemde Türk kültürü, sanatı ve ürünlerinin Avrupa’da fenomenal bir modaya ulaşmasının sebepleri arasında, Türkiye ve Osmanlı’ya olan merak olduğu kadar, aynı zamanda bu modanın halklarına getirdiği yenilik rüzgârlarıdır. 19. yüzyılın başlangıcından itibaren Doğu’ya ulaşım araçlarının artarak ucuzlaması ile ressamlar, yazarlar, tüccarlar, doğa bilimcileri, arkeologlar, entelektüeller, mühendisler, askerler, denizciler; kara ve deniz daha sonra demiryolu ile Doğu’nun kapısı olan İstanbul’a, oradan da Osmanlı topraklarına seyahat ettiklerinden oryantalizm ve Turquerie modası üzerine ağırlık kazanmaya başladı.