GÜNCEL
Giriş Tarihi : 17-10-2022 22:41   Güncelleme : 17-10-2022 22:41

Otobüs'e yetişin... (Tiyatro Boğaziçi - Otobüs)

Otobüs'e yetişin... (Tiyatro Boğaziçi - Otobüs)
Tiyatro Boğaziçi, 1995 yılında, tiyatro sevdalısı, birkaç Boğaziçi Üniversitesi mezunu tarafından kurulmuş bir grup. Kuruluş amaçları, avangart ve alternatif projelere zemin oluşturmak. Grubun neredeyse bütün oyunlarına gittim. İşleyiş bakımından belki farklılık içerisinde olunmaya çalışılıyor ancak ne oyunculuklarda ne de metinlerinde hiçbir farklılık yok. Daha net bir deyişle avangart bir tutum da görmedim, başka tiyatro gruplarına veya akımlarına nazaran alternatif olma durumlarını da müşahede etmedim. Bu açıklamam, grubun oyunlarının basit düzeyde ve izlenmez olduğu anlamına gelmiyor asla. Sadece kendi sitelerinde kendilerini tanıtırken kullandıkları terimlere pek de uygun olmadıklarını ifade ediyorum. Keşke kendilerine bir farklılık ya da öncüllük vazifesi vermeye çalışmasalardı. O zaman ister istemez bir beklenti oluşuyor.

Tiyatro Boğaziçi'nin oyunlardan biri de Otobüs… Şehirlerarası sefer yapan bir otobüsün içinde farklı kültürlerden ve ortamlardan gelen on kadın. Her biri farklı bir kültürün insanı. Burjuva, işçi, köylü, muhafazakâr, asker kökenli, sıra dışı takılmaya çalışan sözde marjinal, gurbetçi… Daha birçok kesimden kadın var. Metindeki karakterlerin sadece üstün körü belli özellikleri verilmemiş ya da bu karakterler, olay örgüsü içinde yan karakterler olarak bulunmuyor sahnede. Bütün karakterlerin dolayısı ile bütün oyuncuların rolleri eşit dağılımda. Yazar, bir olayı anlatmakla yetinmemiş; aynı anda on farklı karakteri ve dolayısıyla on farklı kültürü de oyunun içine başarılı şekilde yerleştirmiş. Bunu yaparken de çok ciddi bir araştırma yaptığı, her karakterin, her kültürel dinamiğin ve beraberinde her yaşanılanın psişik alt yapısını incelediği çok belli.



Oyunda şehirlerarası otobüs yolculuklarında hemen hemen birçoğumuzun karşılaştığı klişe insan tipleri de var. "Yolculuk nereye?" cümlesi ile başlayıp, art arda ve çok soru soran, alâkasız muhabbetlere giren, şeceremizi merak eden, sanki daha sonrasında görüşecekmişiz gibi derin muhabbetlere girmeye çalışan insanlar yani... Otobüste sadece iki kişi tanıdık görünüyor. Ama sadece görünüyor. Belki de kimsenin farkında dahi olmadığı ve bir yerlerde saklanmış başkaca tanıdıklar da çıkacak. Bir yerden sonra birbirine yabancı olan bu insanlar tek bir amaç için güç birliği daha doğrusu duygu birliği içine girerler. Sonunda ise hedeflenen gerçekleşiyor mu? Bilmiyoruz.

Yazan ve yöneten Sevilay Saral; tek bir metinde aynı anda birçok konuya parmak basıyor. Bir otobüs yolculuğu sırasında yaşanan durumları bir yandan verirken diğer yandan farklı kültürlerde yaşayan kadınların, ortamlarından ve sosyoekonomik düzeylerinden kaynaklanan sorunlarına değiniyor. Ancak sadece bununla kalmayıp, insanların kendilerinden dahi sakladıkları iç dünyalarını, riyakârlıklarını, sahtekârlıklarını da seyirciye anlatıyor. Oyun içinde oynanan itiraf oyununda açığa çıkan sırlara, olaylara veya değerlere aslında her kesimin ne denli farklı anlamlar yüklediğini de açıkça görüyoruz. Sevilay Saral, toplumumuzda yer alan muhafazakâr, Kemalist, marjinallik meraklısı, arada kalmış, köylü, sözde ilerici gibi görünen bir çok kesimin bazı değerlerini eleştirmiş ancak bunu çok saygılı ve nahif bir üslûpla yazmış. Oyuna giden veya metni okuyan kesimlerin hiçbiri rahatsızlık duymaz ancak üzerine düşeni de mutlaka alır. Bu yapıcı ve saygılı üslûbu korumasını temenni ediyorum.



Yazarın, her bir kadın karakterini renklerle tanımlaması o denli başarılı olmuş ki renklerin insan psikolojisi üzerindeki etkilerini araştırarak bu tercihlerde bulunduğu çok açık. Ve oyunun sonundaki tirat… Ne güzel bir tirattır o, ne derin sözler… Sırf o tirat için dahi kendisini tebrik etmek gerek.

Oyunculuklar genel olarak başarılı idi. Biri haricinde bütün oyuncular hem büründükleri renkleri hem karakterlerin yaşam öykülerini hem de karakterlerin iç dünyalarını sahneye doğru bir şekilde aktarmayı başarıyor. Özellikle Zeynep Okan'ın oyunculuğu göz dolduruyor. Oynadığı karakter bir asker kızı. Seçkinci tipi iyi özümsemiş. Rolünü o kadar iyi oynuyor ki bazen diğer oyunculardan kopup sadece Zeynep Okan'a odaklanabiliyor seyirci. Oynadığı karakterin her özelliğini araştırarak sahneye çıktığı bariz. Dramaturgi çalışmasının önemini bir kez daha Zeynep Okan aracılığıyla görebiliyoruz.



Oyuncular arasında gözümü ciddi şekilde tırmalayan bir kişi vardı; Aysel Yıldırım. Oynadığı rolü inanılmaz derecede abartılı oynayıp belki de yanlış yorumlayan biri. Abartısı o kadar fazlaydı ki çok yapmacık duruyor ve karakterini itici duruma getiriyor. Oysa o karakter yüreğinde fırtınalar kopan ve özünde çok duygusal bir karakter. Oyuncunun, diksiyonu ise bazı yerlerde anlaşılmayacak kadar kötü. Zaten nazaldan konuşması sıkıntı yaratırken bir de diksiyonunun kötü olması oyuncuyu izlenmez hâle getiriyor. Kesinlikle çok ciddi bir diksiyon eğitiminden geçmesi gerekiyor.

Kostümler Nilgün Ilgıcıoğlu, Sezin Gündoğan; "renkler" dedim durdum ama asıl olan renklerin kullanımıdır. Bu iki kostüm tasarımcısı, her bir kadının karakterini düşünerek ve kör göze parmak sokarcasına simgeleştirmeden kostümlerini tasarlamışlar. Ve oyuna can veren unsurlardan olmuşlar.



Müzikler; Duygu Aydın, Ezgi Aktan, Rumeysa Çamdereli, Şale Türkeli… Müziğe değindiğim her yazımda defalarca söyledim; müzik en etkili oyunculardan biridir diye. Oyunu bazen göklere çıkarır bazen de oyunun duygusunu öyle bir hâle getirir ki oyunu yerden yere vurur. Burada oyunun etkileyici olmasında müziğin payı büyük. Oyunun müzikleri hem çeşitlilik hem de alt yapı bağlamında çok zengin.

Oyundan aynı anda hem gülerek hem ağlayarak çıkmak benim için oyunu özel kılmaya yeterlidir. Ve uzun zamandır gözlerim dolu dolu hiçbir oyunu bitirmemiştim. Eksisiyle artısıyla iyi ki izlemişim…